Dünyayı değiştirecek bir kız çocuğu!
Ankara’nın Önder Mahallesi… Yani Suriyeli mültecilerin yoğunlaştığı mahallelerden biri… 5 çocuklu Suriyeli bir ailenin evindeyiz. Ailenin yoksul olduğu o kadar belli ki… Çünkü sadece baba çalışıyor ve sosyal güvencesi yok.
Gözler hüzünlü… Korkuları ve endişeleri, yabancılıkları kadar fazla!
Bu üçüncü buluşmamız… Daha önce iki kez buluştuk, çok telefonla konuştuk, çok söyleştik.
Bu kadar yoğun mesai harcamamızın, hatta Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan, Milli Eğitim Bakanlığı’na ve okul müdürlüklerine kadar bir çok kurumu harekete geçirmemizin çok önemli bir nedeni vardı.
14 yaşındaki zeki mi zeki, okumaya çok istekli bir kız çocuğunun okullaşması…
Zaten ilk olarak kız çocuğu başvurmuştu İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi’ne… Malala Projesi kapsamında özellikle kız çocuklarının okullaşmasına ilişkin çalışmaları nedeniyle duymuştu Merkezi…
İlk buluşmamız, çok zorlu geçti.
Çünkü anne de baba da, kız çocuklarının okula gitmemesi gerektiği konusunda çok ama çok kararlıydılar.!
Belki de inançlı ve inatçı demek lazım!
Onlara göre 14 yaşına gelmiş bir kız çocuğu için yapılabilecek en iyi şey, evlendirilmesiydi!
Bu kadar katılık karşısında ilk buluşmada, kendilerini dinlemeyi tercih ettik.
Biraz da sorular sorduk.
Neden? Ne sakıncası var? Tam olarak neden korkuyorsunuz gibi sorular…
İlk buluşmanın soğuk bir ortamda geçmesi çok sürpriz olmadı.
Kimse bizimle göz göze gelmek istemiyordu ve sorularımıza kısa ve net cevaplar vererek, adeta gitmemizi dört gözle bekliyorlardı.
İkinci kez yine onları ziyaret edeceimizi ilettik ve sözümüzde durduk. Ama o süreçte Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nı bilgilendirdik. Böyle bir Suriyeli ailenin olduğunu üç kız kardeşi de okula göndermek istemediklerini hatta 14 yaşında evlendirmek istediklerini… Tüm bunları yazdık, yardımlarını rica ettik.
İkinci görüşmede de atmosfer hiç değişmemişti.
Sakin olmalıydık, yavaş olmalıydık, daha fazla iletişim kurabilmek için sabırlı olmalıydık.
Çünkü biliyorduk ki, böyle durumlarda karşılıklı güvenin temelinde iletişim yatıyordu.
İkinci görüşmede daha çok biz konuştuk. Onları anlamaya çalıştığımızı ancak bir babanın ve annenin evlatları için sorumluluklar alması gerektiğini, o sorumluluklar alınınca, çocukların hayatının hiç tahmin edemeyecekleri kadar değişebileceğini, onlarla ilerde çok gurur duyacaklarını, eğitimin özellikle kız çocukları için önemini, erken yaşta evliliklerin doğurduğu sonuçları, kız çocuklarının önünün açıldığında önce ailenin, sonra toplumun nasıl iyi yönde değiştiğini, eğitimin temel bir hak olduğunu, babalık ve annelik rollerini…
İnandığımız için söyledik, söyledikçe inandık
Neden mi?
Çünkü; bakışlar değişiyordu, hitaplar değişiyordu
Yavaş değişiyordu ama değişiyordu!
O zaman umut geldi, kalbimizin baş köşesine kondu!
Yüz yüze görüşmeler ve evlerine konuk olmamızın dışında da özellikle baba ile telefonla çok sık görüştük. Her seferinde onu anlamaya çalıştığımızı, hiçbir şekilde ön yargılı yaklaşmadığımızı göstermek isterken, onun da bizi anlaması için biraz olsun söylediklerimizi düşünmesi gerektiğini ilettik.
Adeta söylediklerimizi düşünmesi için ricacı olduk.
Çok konuştuk, iletişimi hiç koparmadık.
Günler geçtikçe umutla, endişe yer değiştiriyordu ama biz pes etmiyorduk.
Ve telefon çaldı
Hattın öteki ucunda çevirmen arkadaşımızın heyecanlı sesi vardı. Çevirmen arkadaşımız, sevinçle, anne babanın ikna olduğunu, G’nin okula gönderileceğini müjdeledi.
İşte iletişimin, sabrın, vazgeçmemenin ve umudun gücü!
Bu kez, okul kayıt sürecinin peşine düştük. İlgili okul müdürünün sınıfların dolu olduğunu biraz beklemeleri gerektiğini söylediğini öğrendik. Hemen Milli Eğitim Bakanlığı’ndan üst düzey bir yöneticinin özel kalemini aradık. Yardımlarını rica ettik.
İşte üçüncü buluşmadayız.
Aileye teşekkür etmeli, okul kayıt sürecinde neler olduğunu öğrenmeliyiz.
Bu kez yüzler gülüyor, ailenin rahat ve samimi tavırları bizi de sevindiriyordu.
Anne anlattı:
“ Bizi okulda yer yok diye göndermek üzereydiler ancak son anda okul müdürü, bizi okula tekrar davet etti ve kaydımızın yapıldığını söyledi. Bir mucize oldu sanki. Anlayamadık”
Mucize yoktu!
Bir sivil toplum örgütünün yapması gerekenler vardı ve onları yapmaya çalıştık.
İnandık, umut ettik, takip ettik, ısrarcı olduk ve bunu, bütün Malala ekibi ile birlikte yaptık.
Aynı ekip, Malala Projesi’nin başladığı günden beri başta kız çocukları olmak üzere yüzlerce çocuğu okullaştırmamış mıydı?
Anne ve baba bize bir de sürpriz yaptı ve mahallede, okula gitmeyen başka çocuklar olduğunu söyledi.
Biz de, teşekkür edip, ayrılırken, “Sıra onlarda öyleyse” dedik.
Kapıdan dışarı çıktığımızda, Malala’nın sözünü hatırladık:
“Bir çocuk, bir öğretmen, bir kalem ve bir kitap, dünyayı değiştirebilir”
Evet değiştirebilir!
Belki de biz, dünyayı değiştirecek bir kız çocuğunu tanımıştık!
Mutluyduk…
Ekim 2019
ENGLISH